Şiirlerim

Neden 29 EKİM // Atatürk ve Tüm Şehitlerimizin Aziz Hatırasına Saygıyla ~ vahide uğur


 
 
 
 
Cumhuriyetin ilanından 2 yıl sonra,
Ekim 1925’te Fahrettin Altay Paşa Çankaya’da Atatürk’ün misafiridir.
Zihnini hep meşgul eden,
Cumhuriyetin niçin ve neden 29 Ekim’de ilan edildiğini öğrenmek ister.
Anlattıklarına kulak verelim:
Atatürk ; hep mazlum milletim derdi...
Cumhuriyetin ilanından epey bir süre geçmişti.
Ben de, hep neden 29 Ekim diye kendi kendime sormuşumdur.
Bir gün Çankaya’da, ‘‘Paşam benim dikkatimi çekmiştir. Hep düşündüm.
30 Ekim 1918 günü mütareke ilan edildi.
Adana’daki karargâhınızdan Başkent’e (İstanbul’a) verdiğiniz şifreyi hatırlıyorum.
Şimdi aradan zaman geçti, Cumhuriyet’imizin ilanının 29 Ekim gecesine gelmesi
acaba bir tesadüf müdür? Üç gün evvel, beş gün sonra da olabilirdi’ diye sordum.
 
Bunun üzerine Atatürk şunları söylüyor:
 
“Mütarekenin ilk günlerini hatırlarsın.
Osmanlıyı yok sayan ; Türk milletine asla var olma imkanı vermeyecek olan
25 maddelik “Mondros Ateşkesi” Osmanlı Bahriye Nazırı tarafından
Limni adasının Mondros Limanı'nda Agamemnon zırhlısında
****30 Ekim 1918 akşamı imzalanmıştı.****
Stratejik tüm noktaların işgali, ordunun terhisi,tersane,tünel,boğazlar,demiryolu,
limanlar,donanma ve cephanelerin teslimi gibi askeri tedbirleri ile
“30 Ekim 1918 Mondros”yok oluşumuzun resmîleştirilmesiydi.
Saray ve hükümet teslimiyeti kabul etmişti.
Hükümet sarayın, saray da İtilaf Devletleri’nin elinin altına girmişti.
Saray bu halinden memnundu.
Fakat, ben bunu kabul edemezdim.
Buna karşı koymakla bir çıkış yolunu temin ederek,
bu mazlum milleti tarih sahnesinden silmek,
ortadan kaldırmak isteyenlere karşı
harekete geçmeyi kendime görev addetmiştim.
 
Dünyada tek başımıza idik,dostumuz yok düşmanımız çoktu;
fakat yurdumda, benim inandığım ideale(düşünceye)
benimle beraber olanlar da bağlandılar ve bu onurlu netice hasıl oldu.
Mütareke 30 Ekim 1918’de imzalanmıştı.
Vatan parçalanmış, istilaya uğramıştı. Peki,
30 Ekim 1918’den bizim İzmir’e girdiğimiz tarih olan 9 Eylül 1922’ye kadar kaç yıl geçti?
*****Dört yıl. Biz,29 Ekim 1923’te Cumhuriyeti ilan ettik.****
İşte beş yıla sığdırdığımız bu büyük inkılap...
bizim yaşadığımız şartlara duçar olmuş hangi milletin tarihinde vardır bu?
Bu mazlum millet kendisinin hakkı olan yere ulaşmıştır,
çektiğimiz acıların, sıkıntıların en büyük mükafatı işte budur.
Bütün dünya bunu görmüştür. Daha da görecekleri vardır.
Beni en çok mesut eden hadise, bu mazlum milletin hak ettiği bu yere gelmesidir...
 
****Sen benim 30 Ekim 1918 sonrası günlerdeki çektiğim azabı bilirsin Fahrettin Paşa.
Yanımdaydın. Mondros 30 Ekim’dir. Cumhuriyet 29 Ekim. İşte bu da bir milletin,
mazlum bir milletin âhıdır.****
Sanırım ki o zamanki devletler bunu anlamışlardır.”dedi.
Atatürk sonra bir an durdu,
bana baktı ve sonra elini masanın üzerine vurarak:
*****“Deyiniz ki, bu tarihten silinmek istenen bir milletin öcüdür…”*****
 
Fahrettin Altay’ın “Ama bundan hiç bahsetmediniz” demesi üzerine,
Atatürk ****”Övünmek olur, övünmek benimle beraber bu mefkureye(ideale) inananların,
milletin ve ordunun da hakkıdır”****der.
Fahrettin Altay’ın Atatürk’ün bu olaya bakışıyla ilgili düşüncesi şudur: 
 
“Dâhi odur ki,
ileride herkesin takdir ve kabul edeceği şeyleri ilk ortaya koyduğu vakit
herkes onlara delilik der” diyen Atatürk,
****Cumhuriyetin tarihini seçerken bile,
dünyaya ve Türk ulusuna bir deha örneği daha göstermiş oluyordu.****
 
Her anlamı ile büyük Türk ulusunun öz ve aziz malı olan “Cumhuriyet”
kıymetli evlatlarının elinde daima yükselecek
ve sonsuza dek yaşayacaktır...Gazi Mustafa Kemal Atatürk 
 
 

 

*****

 

Bu Web sitesindeki tüm yazı,şiir,resim ve grafikler şahsıma aittir.

🇹🇷TC Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu ve Türk Ceza Kanunu🇹🇷Bu Web sitesinde bulunan hiçbir bilgi; önceden izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden, kod ve yazılım da dâhil olmak üzere, değiştirilemez, kopyalanamaz, çoğaltılamaz, başka bir lisana çevrilemez, yeniden yayımlanamaz, başka bir bilgisayara yüklenemez, postalanamaz, iletilemez, sunulamaz ya da dağıtılamaz. Sitenin bütünü veya bir kısmı “kaynak gösterilmeden” başka bir web sitesinde izinsiz olarak kullanılamaz.12.12.2002 Vahide UĞUR

 
 
*******
 
 
 
 
Sokakta üstü başı kirlenene kadar oyun oynayan o çocuklar, içlerinde en temiz çocukluğu barındırmış meğer...Bir şey daha dikkatimi çelmiştir hep bu hayat resminde,neden çocukları mutlu eden davranışlar büyükleri hep somurtur ! Yoksa yaşanmamış bir çocukluğa atıfta mı bulunuyor bu yüzler bize ...
Bir yazım vardı sitemde
20 yıl evvel yazmışım günlüğüme :
 
aynı siyahlardan 
karamsarlık dokumazsa büyükler;
ayakların düşündüğü 
ellerin konuştuğu 
YALANSIZ bir muhabbet
sahnesidir SOKAKLAR...
O vakit gözleri 
yaşarsa bile,
taa gönülden 
GÖKKUŞAĞI çocuklar...
vahide uğur
 
******
 
 
  Sevgili Sunay AKIN’a,
 
Yıllar önce dizeleriyle başlayan hayranlığım kendisini okudukça , iç dünyasını keşfe çıktıkça katlanarak artmıştı...Kitapları yetmiyor, beğendiğim sözlerini dosyalarda topluyor, çıktısını alıyor ve yanımda(ezberimde) taşıyordum eskiden...Halen bilirim o güzel dizelerin büyük çoğunluğunu ezbere; derken tanımak kısmet oldu kendisini...Oyuncaklarla çocukların hayallerini yaşatmak isteyen kültür adamımız Sunay Akın yazarken de sahnede konuşurken de doğal yaşamındayken de tarihteki bir sürü hikayeyi çağrışım zinciriyle birleştirip konuyu güncel yaşama bağlayarak; yetişkinlerin de hayal ve bilgilerini çoğaltabilen bir edebiyat diline sahip farklı bir usta...Nitelikli araştırmaların ürünü olan ve tarihten seçtiği bilgileri,insan yaşamlarını, edebiyat sandığından çıkarıp şiir ve masalla harmanlayarak  bize sunan bir “yazar” ,bir “aydın” ,
bir “sanatçı”...Kendisini uzun bir sohbet ortamında tanımak bana onur verdi...Teşekkürler Sunay Akın...
vahide uğur 
 
 
 
 
*****
 

0 Yorum


Yorum Bırak

Eposta adresiniz yayınlanmayacaktır. Lütfen zorunlu alanları doldurunuz. *

*