Şiirlerim

Güncemden Demler - anneler günü düzyazısı(2015) / vahide uğur


 

 

 

Mâlum, “Anneler Günü” yaklaşıyordu...

“Anne kalbi, her çocuğun

koşulsuz sevgi okuludur

ve o okulun en önemli dersleri,

çocuğun hayalleridir...”

diye başlayan bir yazı yazıyordum.

Çocukluğumda okuduğum Peter Pan

kitabının yazarı J.M.Barrie’nin

içimi burkan yaşamından 

bahsederek,

çocukluk hayallerinde

‘annenin’ önemine değinmek üzere

bilgisayar başına geçtim ve

Barrie’nin yaşamıyla ilgili ayrıntıları

bir kez daha hatırlamak istedim.

Öncesi ve sonrasıyla bu yazarın

çocukluğunun (belki de Peter Pan

karakterini yaratmasına sebep olacak)

davranış özelliklerini inceleyecektim...

Şu da varmış, bu da varmış...

diye gezinirken

başlık ve görsellerin kimilerinde;

çocukluk ve gençlik yıllarımın

şarkıcı,dansçı,yorumcu,oyuncu ismi

Michael Jackson’ın kendini Peter Pan ile

özdeşleştirdiği eski fotoğraf ve röportajlara

sıklıkla rastlamaya başladım...

Doğrusu, bu kadar dev bir müzik adamının

‘büyük bir şiddetle küçük kalmak

istemesi’ beni çok şaşırtmıştı...

Yardımları,destek konserleri,

başarıları,ödülleri,

şöhreti,iftiralardan

aklanmaları,estetik operasyonları vs.

kendisi hakkında milyarlarca

hayran kitlesi ne biliyorsa

ben de o kadarını  biliyordum...

J.M.Barrie’nin çocukluğuyla ilgili bilgi 

toplamaya çalışırken,kendimi bir anda

eneksiz seksek oynayan yalnız bir çocuk gibi

bambaşka bilgi karelerinin içinde bulmuştum...

Kimselerin çok bilmediği (belki M.Jackson’ın da

çok dillendirmediği) başka yönlerinin de olduğunu;

“Neverland” adını verdiği (içinde bir çocuğun

masalsı hayallerini doyasıya yaşayacağı

her şeyin olduğu)California’daki

binlerce dönümlük çiftlik evinin

göletini,botanik bahçesini,

hayvanat bahçesini,lunaparkını izlerken

anlamaya başlamıştım...

Meğer,sonralarımızı inşa eden öncelerimiz

varmış biz insanların, diye düşünüp;

daha kuytu bir şeylerin varlığını görmek üzere

seksek oyununu sürdürmek, bu insanın

başarı dolu yaşamının arkasında daha neler olduğunu

bilmek istemiştim belki de...

Ölümünün üzerinden geçen zamanın,

onunla ilgili yazılmış kitapları yahut 

yakınındaki kimselerin hatıra ve röportajlarını

arttırmış olabileceğini düşünerek

seksek karelerinde ilerlemeye devam ettim...

Yakın dostları ve estetik cerrahı

ile yemekli sohbetlerinde uzun uzun,

yaşayamadığı çocukluğundan bahsettiğini;

hatta estetik cerrahının,kozmetik ürünleri

ilk ne zaman kullanmaya başladığını sorması

üzerine ağlayarak,babasının vurduğu kemer izlerini

ve morlukları kapatmak için başladığını söylüyor

ve devam ediyordu: “... babam bana şiddet uygular,

hakaret eder ve lakaplar takardı en çok da 

burnumun büyüklüğüyle dalga geçerdi bu yüzden

estetik müdahalelerin en çoğunu

burnum üzerinde yaptınız doktor...”

Anne kalbinin,her çocuğa ‘sevgi okulu’

olduğunu ; çocukluğunu yaşamamış

yetişkinler için ertelenen duyguların telafîsinin

artık mümkün olmadığını J.M.Barrie’nin

buruk yaşamından örnekler vererek ne güzel

de anlatacaktım...

Ama ya eksik yaşanmış çocukluğumun

hüzünlü ve cılız sesinden

yahut anneliğimi tekrar gözden geçirme

isteğimden...Bunu artık yazamayacak

ve yaşayamayacaktım...

Kalbini,çocuğunun hayal ve duygularına

sevgi okulu yapabilmiş tüm annelerin

Anneler Günü kutlu olsun...

 

                      Vahide UĞUR

                  * Ve Vazgeçtiklerim *

            GÜNCEMDEN  DEMLER

                        05.05.2015

 

 

Bu Web sitesindeki tüm yazı,şiir,resim ve grafikler şahsıma aittir.

🇹🇷TC Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu ve Türk Ceza Kanunu🇹🇷Bu Web sitesinde bulunan hiçbir bilgi; önceden izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden, kod ve yazılım da dâhil olmak üzere, değiştirilemez, kopyalanamaz, çoğaltılamaz, başka bir lisana çevrilemez, yeniden yayımlanamaz, başka bir bilgisayara yüklenemez, postalanamaz, iletilemez, sunulamaz ya da dağıtılamaz. Sitenin bütünü veya bir kısmı “kaynak gösterilmeden” başka bir web sitesinde izinsiz olarak kullanılamaz.12.12.2002 Vahide UĞUR

 

    Vahide UĞUR’un  M.Jackson hakkında YORUM yazısı :

Indiana-Chicago’da Afrika kökenli bir ailenin 7. çocuğu olarak

dünyaya gelen M.Jackson, sahneye 6 yaşında atıldı.

Tüm bireylerinin, müzik dünyasında şanslarını denediği ailesinden

(babası Joseph Jackson’un kurup yönettiği)

 kendisinin de içinde olduğu”Jackson 5”adlı bir müzik grubu çıktı.

Şöhret basamaklarını istikrarlı bir şekilde tırmanan Michael,

kardeşleri arasından sıyrılarak solo albümler yapmaya başladığında

dünyanın sayılı ünlülerden biri hatta en şöhretlisi olacaktı.

ABD’de,Sovyetler Birliği'ne karşı ideolojik saldırının

iyice şiddetlendiği bu yıllarda;Amerika,

her ırktan insanın yükselme şansı bulduğu bir ülke

olduğunu göstermek için sanat ve spor alanında

pek çok zenci vatandaşını öne çıkarmaya çalışıyordu.

Bu tür görüntüler, Amerika için siyasî anlamda son derece

önemli bir kazanımdı. 

İşte Michael Jackson, bu siyasî dönemin tanıdığı şansla;

müzik,sahne,beste,dans dehasını biçimlendiren

 Afro-Amerikan bir yıldız olmuştu...vahide uğur 

 
*********
 
 
 
 
 
 
                                                                   27 Mart 2019 / Çarşamba 
Sıradan bir gündü.İşten eve dönüyordum.Kendimi huzursuz hissettiğim anlarda “tek çarem” dediğim gökyüzüne bakardım ya hep yine öyle yaptım.Sevdiklerimizin soluğuyla dolu bu hava bu gök hissedilmek istiyordu bugün besbelli...Ruh halime tanıdık
kurşun renkli bulutlar,kapalı bir hava,kararsız yağmur...
Birden daha önce sosyal medyada hiç denemediğim bir şey yapmak geldi içimden.Radyoyu açıp karşıma çıkan ilk şarkı eşliğinde bu yolun bu havanın görüntüsünü paylaşmak...Kendi kendime,bu havaya en çok Edith Piaf yahut Andrea Bocelli yakışır diyordum. Olmadı,Astor Piazzola’nın o çok sevdiğim Oblivion (unutulmak) şarkısı...Hadi bakalım! diye açtım radyoyu.Tarafsız davranıp şansa bıraktığım radyodan, İbrahim Erkal “unutmayacağım”diyordu.Neyi,kimi,nasıl,niçin bilmiyorum ama “unutmayacağım”diyordu işte !...Gerçi yıllar önce acı ve çaresizlik ön planda diye ‘büyük’ konuşup ‘küçük’ gördüğüm arabeski Müslüm Gürses’in yaşamına empati kurarak anlamaya ve beğenmeye başlamıştım ama bugün radyoda bana denk gelmesini de beklemiyordum doğrusu...Yıllar yılı köy yollarından gelip şehrin eteklerine üvey evlat gibi yapışan bir halkın hicretini,sefaletini,pişmanlığını,tutunamayışını ancak sabahçı kahveleri yahut konfeksiyon atölyelerinde duymaya alıştığımız bu müzik anlatabilir diye düşündük belki de..Neyse,herhalde herkesin yaşamında unutmadığı,unutamadığı bazı şeyler vardır tesellisi ve  her müzik kendi içinde evrensel bir duygu tohumu barındır düşüncesiyle şarkıyı dinlemeye hissetmeye başladım...
....
Ve sen gidiyorsun ben sana aşık
Geri dönmene vermeden ışık
Ben kendi kendimle aklım karışık
Her an sensizliğe ağlayacağım (İ.ERKAL)
....
Hiçbir müzik türü yoksulun sırtına giydirilen yamalı  (farklı kültürlerin yapış yapış ettiği) bir giysi gibi görülmemeliydi diye düşünürken aklıma N.Kazancakis’in “El Greco’ya Mektuplar”kitabındaki bir dialog geldi.Kazancakis yolda bir papaza rastlar.Papaz, elindeki yeşil yaprağa bakıp bakıp ağlamaktadır. Kazancakis, neden ağladığını sorar papaza. Papaz, “Yaprağın üzerinde, çarmıha gerilen İsa’yı görüyorum” der. Sonra yaprağın diğer tarafını çeviren papaz birden gülmeye başlar. Kazancakis “Peki şimdi niçin gülüyorsun?” diye sorar. Papaz, “Şimdi de İsa’nın yeniden dirildiğini görüyorum” der.Belki de yapmamız gereken papazın elindeki yeşil yaprağı çevirip çevirip bakabilenlerden olmak,eşduyum (empati) yapmak ; yaşamı ve yaşananları anlamaya,okumaya çalışmak en çok da kendimizi  okumak...Kim bilir...
Önümdeki yüzlerce sayfadan oluşan günlüğe baktım baktım...Sonra dedim ki : Gizemli hatıralar geleceğe hizmet için bu defterde saklı, hem öyle saklı ki, sokak ortasına dahi atsam benden başka kimselerin anlayamayacağı kadar…vahide uğur / Güncemden Demler
 
 
 

0 Yorum


Yorum Bırak

Eposta adresiniz yayınlanmayacaktır. Lütfen zorunlu alanları doldurunuz. *

*